Kitap – Sözlü Dövüş & Kibarca İkna Sanatı – Dr. George J. Thompson


Kitabı bu isimle (Verbal Judo : Kibarca İkna Sanatı – Sözlü Dövüş) rafta görünce önce Tongue-Fu (Sözlü Dövüş Sanatı) akımının bir türevi olduğunu düşünüyor, kapak yazısını okuyunca organik hiçbir bağları olmadığını anlıyorsunuz. Farklı noktalardan ama aynı yaklaşımla –hatta neredeyse aynı isim ile- yola çıkan, biri teoride doğup, seminerlerde serpilen, diğeri akademisyen bir polisin tecrübeleriyle hayatın içinde sınanarak gelişen iki yaklaşım ve iki uzmanı kıyaslamak çok ilginç olacaktı. Ben de aldım…

.
İlginç olan diğer bir yönü de yazarın kendisiydi.
Dr. George J. Thompson avukat büyükbabasının yanında Batı kültürü ile yetişirken, diğer taraftan, Uzak Doğu sporlarına ilgisi nedeniyle Doğu kültürü, bir Kızılderili dostu aracılığıyla yerli kültürü ile de etkileşim altında büyüyor. Kendi deyimiyle, dağılmış bir aileden geliyor olmanın, o başkaldırıya eğilimli “hayta” gençlik yılları bir rehber öğretmenin (bilinçli olup olmadığını hala bilemediği) küçük müdahalesi ile sadece bir gecede başarılı bir akademik kariyere yönleniyor. İngilizce alanında yüksek lisans ve doktorasını tamamlayıp öğretim görevlisi oluyor fakat bürokratik uygulamalara duyduğu memnuniyetsizlikle “daha fazla gerçek tecrübe”nin peşine düşerek, 35 yaşında iken bu kez polislik mesleğine geçiyor.

.

.
Alaylılar ve  mektepliler arasındaki rekabet çağlar boyu ve bugün de keyifli gündem maddelerinden olmuştur. Aslında aynı anda ikisi birden yoksa pek tadı olmuyor. Varsa da çoğu kez “tadından yenmiyor”. Yine de bu saptamaya bakarak kitaba övgüler düzmeye başlayacağım sonucuna erkenden varmayın lütfen. Bu kitapla da maceramız sancılı başladı aslında. Belki sorun bendedir :) ama aslında bir kitapla sorunlar yaşamıyorsanız okuyor sayılmazsınız. Hele ki, kişisel gelişim kitapları ile… Biliyorsunuz, ben onları içlerindeki örnek olaylar yüzünden seviyorum. İlişkimiz çoğu kez bununla sınırlı ve genelde soğuktur aslında.

.
Kitabın başlarında kopuk kopuk, parçalar halinde, yazarın geçmişinden kesitler ile (çok normal) “bu kitabı okuduktan sonra artık siz de şöyle böyle olacaksınız” önermeleri (bu da çok normal) arasında gidip geliyoruz. Fakat taa 41. sayfaya gelmiş ve hala, sırayla, bir yazarın geçmişinden, bir kitabın gelecekteki etkilerinden bahsedilmekte olduğunu görünce, bir kişisel gelişim kitabıyla daha yine “tongaya düşürülmüş” olduğunuzu düşünmeden de edemiyorsunuz.

.
Değişimin “beklentileri artırmakla” ilgili olduğu ifadesinden anlıyoruz ki, bu bitmez tükenmez tekrarlar “beklentimizi artırmak” üzere bilinçli kurgulanmış. Bende neredeyse ters tepmek üzereyken 2. Bölüm yetişiyor ve o andan itibaren deyim yerindeyse döktürmeye (!) başlıyor.

.
“İlk kez kendi başıma dışarı çıktığım gece (…) yüksek hızda, bir sürü dur tabelasına uymayıp geçen bir arabayı (…) durdurdum. Fenerimi arabanın içine tuttuğumda yerin marihuana ile kaplanmış olduğunu gördüm. “Siz, bayım,” diye seslendim sertçe, “dışarı çıkın!”

.
Bacaklarım kadar kolları olan adam direksiyonu kavradı ve “Dışarı mışarı çıkmıyorum!” diye terslendi. Birkaç tane de küfür saydı, ben şaşmış kalmıştım. Şüphesiz öğrencilerim benimle hiç böyle konuşmamıştı! Çocuklarım da benimle böyle konuşmazdı. (…) Ne diyeceğimi bilmiyordum, dolayısıyla ben de emrimi yineledim. Adam da “Yapmıyorum işte!” dedi.
Peki, şimdi ne olacak? Yepyeni polis botlarım ayağımda, gayet şık bir halde dikiliyordum. Üniformam temiz ve kağıt gibi ütülüydü. 357 paslanmaz çelik magnum silahımın şık ve her hava koşuluna dayanıklı bir sapı vardı. 1.90 santim boyum ve 95 kilogramlık cüssemle oldukça sıkı bir biçimde ileri geri sallanıyordum (…) Her şey güzel görünüyordu fakat ben yalnızca orada dikilmiş ileri geri, ileri geri sallanıyordum ve de hiçbir şey olmuyordu.

.
Ben de akla gelebilecek en kötü cümleyi söyleyiverdim. Neredeyse hiç çaba harcamaksızın dudaklarımdan dökülmüştü. “Bir daha söylemeyeceğim bayım. Dışarı çıkın!” Adam bana şöyle bir baktı ve “Neden konuşup durmayı bırakıp bu konuda bir şey yapmıyorsun?” dedi.

.

Devamını kitaptan okursunuz artık :)

.

.

Elbette bu kitapta da insanlar sınıflara (bu kez üçe) ayrılmış. Uyumlu insanlar, zor insanlar ve korkaklar. Hangi sınıfa mensup olunduğuna dair bir ölçü veya (şükürler olsun ki bir test) bulunmuyor. Bu önermeleri baştan kabul ediyor ve doğrudan grupların davranış kalıplarına geçiyoruz.  Zaten kitabın adında da dürüstçe “sanat” geçiyor, “bilim” değil. O zaman söyleyecek sözümüz olmaz.

.
Yazarın diğer iki gruba belli bir saygı çerçevesinde yaklaşırken, daha isimlerini koyma aşamasından başlayarak, “korkaklar” grubu ile hiç empati yapmadığı, onlardan pek de “hazzetmediğini” hissettirmesi,  hatta kurgulanan felsefenin kendisine ters düşer şekilde, bunların biraz da “üzerine gidilmesini” bir kenara not ediyoruz.

.
Kitabın Arka Kapağından:

.
Ne kadar sıklıkla kendinizi yanlış anlaşılmış, hayal kırıklığına uğramış ve bir tartışmanın kaybeden tarafında buluyorsunuz? Zaman zaman mı? Çoğu zaman mı? Her zaman mı? Eğer yaşamınızdaki başarının büyük bir çoğunluğu diyaloglardaki başarınıza bağlıysa cevabınızın “hiçbir zaman” olmasını siz de istemez misiniz?
Kendinizi işteki bir rakibin karşısında bulduğunuzda hazır bir planınız var mı? Peki ya evde? Gece karanlık bir sokakta? Yoksa yalnızca alışkanlıklarınız ya da duygularınızla mı tepki veriyorsunuz? Dr. George Thompson’un da dediği gibi, “Tepki verdiğinizde olay sizi kontrol eder. Oysa karşılık verdiğinizde kontrol sizdedir.”
İster evde olun isterse ofis salonunda; Sözlü Dövüş size her türlü sözlü karşılaşmada nasıl hazırlıklı olacağınızı gösteriyor. Nasıl daha etkili bir biçimde dinleyip konuşacağınızı, (İngilizce’deki en güçlü sözcük olan) empati ile insanları kendinize nasıl bağlayacağınızı, en yaygın diyalog felaketlerinden nasıl kaçınacağınızı ve bakış açınızı ifade ederek pek çok anlaşmazlıkta üstün gelmenizi başarıyla sağlayacak kanıtlanmış ve kolaylıkla akılda kalan bir stratejiye nasıl sahip olacağınızı Dr. Thompson’dan öğreneceksiniz.

.
.
Kitap Amerika ve Kanada’da polis okullarında okutuluyor. Dr. Thompson, kurucusu olduğu  Verbal Judo Institute danışmanlık firması organizasyonları altında seminerler veriyor, sık sık TV – radyo yayınlarına davet ediliyor.

.

.
Kendisinden pek çok şey öğrendim elbette ama kitap bir konuda beni “değiştirmeyi” de başardı. Hepimizin hem soğuk yaklaştığımız hem de aslında kendimizin de büyük ihtimalle üyesi olduğumuz o “zor insanların” aslında bütün bir medeniyetin, sahip olduğumuz hemen her şeyin “itici gücü” oldukları konusunda aslında ne kadar haklı !

.
Benim rehberliğim buraya kadar. Kitabı sorunlu ilişkilere belki de en açık mesleğin bir mensubu eliyle gerçek hayattan gerçek durumlara etkili çözümler içeriyor olması dolayısıyla herkese öneriyorum. Özellikle sınıf ve seminer ortamlarında karşılaşılan zor insanlar konusunda çok faydalı tecrübeler içeriyor. Güvenlik işiyle uğraşanlar zaten mutlaka okusunlar derim. Bu konuda Türkçe başka kitap bulmanın mümkün olduğunu da sanmıyorum. (Türkçe demişken, Çevirmen Esra Özkaya’ya ayrıca tebrikler)

.

KORİDOR YAYINCILIK 280 sayfa

Yayın Yılı: 2008

Wall Street Institute

Yorum, Katkı ve Sorularınız