Sunum Kumandası – 1


Ne donanımlar sevdim zaten yoktular

İnsan bir makineyi bu kadar mı sever, bağlanır…

Aslında platonik bir başlangıcı dahi vardır ilişkimizin.
Ben onu çok sevmeye başladığımda o henüz üretilmemişti bile.
O kadar ihtiyacım vardı ki, o hayatıma girinceye kadar benim için eğitim vermek zor ve tatsız bir iş haline gelmeye başlamıştı.

Hikayemiz şöyle:

Evvel zaman içinde rahattık…
Dersin başlamasıyla çıkar, söyler, anlatır, en çok da gezerdik.
Sınıflar, seminerler hakimiydik.

Sonra daha çok görsellik dedik, teknoloji dedik. Powerpoint öğrendik.
Harikalar bile yarattık.
Öyle ki ağzımızdan çıkan her cümle arka planda ona bire-bir uyan görseller, filmlerle destekleniyordu.
Daha iyi bir fotoğraf veya film gördüğümüzde hemen eskinin yerine monte ediyor, sunumumuzu sürekli tahkim ediyorduk.
Onunla gurur doluyduk.

Ama bir gariplik de vardı bu işte
Önceleri derinden, giderek basbayağı huzursuz hissetmeye başlamıştık.
O zaman anladık ki…
Farkına varmadan bir şeylerin esiri olmuştuk.
Kısıtlanmış, soyutlanmış, kendi oyunumuzdan dışarı itilmiştik.
Artık sabit bir noktada bilgisayarın başından ayrılamaz olduk.
Sınıfa mı, arkamızdaki sunuma mı bakacağımızı şaşırdık.
Sınıfımızla göz temasını bile yitiriyorduk.
Bir klavyeye döndük bastık, bir perdeye dönüp anlattık.
Eğitmenlikten çıkmış, aynı hareketlere takılı kalmış, zavallı, bozuk bir robota dönüşmüştük.
Bunu okulda anlatmamışlardı.
Okulda kuşandığımız silahları çektik.
Durduğumuz yerden bu kez beden dilimizle, ses tonumuzla savaşmaya gayret ettik ama boşuna…
Eski karizmamız (ki önemlidir gerçekten) uzaklardaydı artık..

Sunum şovu çalmaya başlamış, biz ise giderek siliniyorduk…
O güçlendikçe altında ezilmekte olduğumuzu bilmemize rağmen, hala ve ısrarla, yeni fotoğraflar, filmler, hareketli gifler taşıyıp duruyorduk, kötü efendisine adaklar sunan rahipler gibi…

Canavarı öldürecek bir silah gerekiyordu.
Onu ilk kez bir derginin sayfalarında gördüğüm anki sevincimi tahmin edersiniz
Tetiğine bastığınızda çıkan lazer ışınına kadar, kafamdaki tasarımın neredeyse aynısıydı.

Karşınızda türünün ilk örneği Acrox kablosuz sunum mouse’u.
Sunumlar için bir tür uzaktan kumanda. Genel isimleriyle “presenter”

acrox mouse

“Projeksiyon cihazlarının kendi kumandalarını kullansaydın ya” diyeceksiniz. Evet onlar hep varlardı ama benim işime yaramazlardı. Onlar sadece slayt atlatabiliyorlardı. (Hala da öyledirler ya) Oysa benim slayt içindeyken de bir şeyler yapmam, örneğin oynamakta olan bir filmin içine tıklayarak onu dondurmam, sonra tekrar başlatmam veya slaytın biryerlerine gizlediğim görünmez bir düğmeye basarak ek konuları ya da programları devreye almam gerekebiliyordu.

Zaten bu ihtiyaçlar artık açıkça hissedilmiş olacak ki, bir çok ürün daha peş peşe çıkmaya devam etti. Bunlara her gün yeni modeller ekleniyor.

Bir farede bulunan tüm fonksiyonlara, hatta fazlasına sahiptir. Üzerindeki topu çevirerek imleci hareket ettirebilir, onun kenarına yerleştirilmiş iki düğme ile ‘sağ tık’, ‘sol tık’ işlevlerini kullanabilir, fazladan, alttaki tetiğe basarak sunumdaki bir sonraki hareketi çalıştırabilir ve baş parmağınızın hemen altındaki düğmeyi kullanarak görselinizin istediğiniz noktasına lazer işaretçi gönderebilirsiniz. Hepsi tek elle…

Tüm modeller iki parçadan oluşur. En sağda gördüğünüz kablolu aparat bilgisayara takılan ve gönderdiğiniz komutları ona aktaran ‘alıcı’ işlevi gören parçadır. Radyo dalgalarıyla haberleşirler. Ortamdaki başka dalgalardan etkilenmemesi için genellikle başka cihazlarda kullanılmakta olan frekanslardan farklı 3 ayrı kanaldan haberleşebilirler. (Herhalde 5-6 yıldır kullanıyorum, hiç sinyal karışmasına rastlamadım) Her iki parçanın üzerinde –kaza ile basılmasın diye- biraz derine gizlenmiş minicik düğmeler vardır. Bunlara ince uçlu bir şey ile basarak o parçanın bir sonraki frekansına geçebilirsiniz. Sonra diğer parçanın düğmesine basmaya başlarsınız. Aynı frekansı tutturana kadar -en çok üç denemede- imlecin yeniden hareket etmeye başladığını göreceksiniz. Bu ayarı cihazı ilk kulanım öncesinde ve her pil değiştirdiğinizde tekrar yapmanız gerekebilir. O yüzden bir aksilik karşısında “bozuldu” demeden önce frekans ayarının şaşmış olup olmadığına bakılmalıdır.

10-15, hatta yeni modellerde artık 30 metreden haberleşebilmektedirler ki bu mesafeler fazlasıyla yeterlidir.

Sunum kullanan bir eğitimci için bence vazgeçilmez donanım işte budur.

En sonunda, yeniden özgürlük !
O zavallı, bozuk robotluk dönemi (şükürler olsun) bitmiştir.
Artık katılımcıların arasında gönlümce dolaşabiliyor, sık sık yansının önünden geçerek ilgiyi tekrar üzerime alıyor, lazer işaretçiyi her gönderdiğimde o ince kırmızı ışığın kimin elinde olduğunu hatırlatan otoritemi kullanabiliyorum.

Ayrıca akıllandım da…
Sunumuma, arka planda her cümleme baş döndürücü hızla tepki vermesi yerine, zaman zaman sözün tamamen bana bırakıldığı yeterli uzunlukta durağanlıklar serpiştiriyorum.

Buna dikkat !
Gerçekten de sunumun şovu çalma ihtimali gizli ama gerçek bir tehdittir.

Bu ilk uzaktan kumandalı faremi –hala da- çok sevmeme rağmen, itiraf edilmesi gereken sorunları da yok değildi.

Bir kere komik gelecek ama bir kapatma düğmesi yapmamışlardı. Gerçi cihaz siz onun bir düğmesine basmadığınız sürece çalışmıyordu ama belli ki bir çantanın içine konulduğunda özellikle lazer düğmesinin mutlaka bir yere temas edeceğini ve lazeri çalışır durumda tutacağını hesaplamamışlardı. Nitekim, ilk günlerde çantadan çıkarıp her elime aldığımda pilini bitmiş bulmak çok moral bozucuydu. Bana kusurlu bir tane satılmış olduğunu sanıp değiştirmeye gitmeyi düşünürken durumu fark ettim. Affedilmez bir tasarım hatası. Mutlaka ya bir kapatma düğmesi veya özel bir taşıma kutusu gerekirdi. (Pilini çıkarmak da zor, minik bir yıldız tornavida gerekiyor) Lazer düğmesinin yanına bir yükseklik yapıştırarak bu sorunu engellemeyi başarmış ama görüntüsünün de epeyi bir çirkinleşmesine neden olmuştum.

Bir gün lazer ışığı sönükleşti. Pil zayıflamıştır diyerek yenileriyle ne kadar denediysem de eski gücü gelmedi. O sorunu anlamak da zamanımı almıştı. Sürekli elde taşınan cihazlar ara sıra düşerler bilirsiniz. Bunların birinde lazer ışığının çıktığı yerdeki küçük kırmızı odaklayıcı cam parça yerinden oynamış ve lazer ışığını dağıtmaya başlamıştı. Artık çok yakına gelmediğim sürece yansı üzerinde görülür bir nokta oluşmuyordu. Çok yakına geldikten sonra zaten göstermek istediğim noktayı elimle de gösterebiliyordum.

Onu tüm kusurlarına rağmen hep çok sevdim ve kullandım. Ta ki bir bankanın eğitimi için çıktığım yolculukta parçalardan birini unutuncaya dek. Tam o günlerde de Microsoft’un yeni bir modelinin duyurusu yapılıyordu. Ben de ona geçtim. Bahsettiğim dertler tarihe karıştı. Onunla ilgili bir yazıyı daha sonra yazacağım. Bu yeterince uzun oldu artık.

Tüm “sunum kumandaları incelemeleri” için tıklayınız.

Sağlıcakla.

Not: (Eylül 2010) Benim eski dostun yeni marka (Iball) ve biçimlerde varlığını sürdürdüğünü görmek ilginç. Üste daha çok düğme eklenmiş ve her haliyle çok daha çağdaş görünüyor. O devasa alıcının yerine bir micro USB gelmiş. Açma kapama düğmesi de eklenmiş :) Ne yazık ki Türkiye’de yok sanırım.

Wall Street Institute

2 Comments

  1. web tasarım dedi ki:

    Bu oldukça faydalı bilgi için çok teşekkür ediyorum

  2. portochino dedi ki:

    Güzel inceleme olmuş, elinize sağlık. Akıcı bir anlatım tarzınız var ayrıca.

Yorum, Katkı ve Sorularınız